Şişli'nin mutena semtlerinden biri olan Nişantaşı'na bitişik Osmanbey'deyiz. Hilmi Bey usta bir marangoz, yeğeni genç Turgay ise aynı semtte bir mobilya atölyesinde iyi bir kalfadır. Amca yeğen aynı apartmanın altlı üstlü katlarında ayrı dairelerde ikamet etmektedirler.
Apartmanın bahçesi geniş olup, bir köşesinde Hilmi ustaya ait , kümeste bir horoz, üç tavuk ve iki hindi bulunmaktadır. Turgay'ın kümesinde ise cins cins güvercinler vardır. Dönekler, taklacılar, kuntlar ve ceviz kafalı, pirinç gagalı, kuyruğu paralı, paçalı hünkâriler.
Hilmi ustanın can ciğer kuzu sarması askerlik arkadaşı avcı Üzeyir, hafta sonu pazar günleri her av dönüşünde atölyeye uğrar, vurup yakaladığı av hayvanlarının bir kısmını verirdi. Keklik, bıldırcın, kara tavuk, tahtalı, üveyik ne denk geldiyse pişirilir, sohbet eşliğinde, yenilir, içilirdi.
Gel zaman git zaman aradan birkaç yıl geçer. Üzeyir bey bir trafik kazası geçirir Bir kaç ay evinden çıkamaz. Baston kullanmak zorunda kalır. Artık avlanmaya gitmez olur.. Arkadaşı Hilmi usta on on beş günde bir, kasaptan kendi evine hangi etten aldıysa Üzeyir beyin evine götürür. Demli çaylar eşliğinde sohbet ederler, eski günleri anarlar.
Av hayvanlarının etindeki tadı lezzeti kümes hayvanlarında bulamayan Hilmi usta bir kış günü soluğu Eminönü'nde alır. Yeni Cami'nin çevresindeki meydanda dolup dolup boşalan güvercin sürüsüne kafayı takar. Her yem savruluşunda bir yerlerden sökün eden yabani güvercinlerin yerdeki yemlere yumuluşlarına hayran kalır. Eksilmeyişlerine, habire çoğalmalarına hayret eder. Bir zamanlar mahalle kahvehanesinde söylenilen, eti yenilebilen kuşların içinde güvercinlerin de olduğu sözü hatırına gelir. İki avuçluk yem satın alır. Kimseye çaktırmadan, sevip okşadığı iki yabani güvercini ikna ederek paltosunun iç ceplerine alelacele yerleştirir.
Otobüsle Osmanbey'e gelir. Durakta inip yürüyerek evine döner. Güvercinler soyup soğana çevrildikten sonra pişirilir. Hilmi usta için güvercin mevsimi açılmıştır artık. Eminönü'ne gidiş ve dönüşlerde tedbiri elden bırakmaz. Koyu gri renkli, iç ve dış cepleri bol bir palto giyer. Omuzunda aynı renkten bir atkı, gözlerini tanınmaz hâle getiren siyah camlı bir gözlük, alnından burnunun üstüne sarkan asortik bir şapka vardır. Otobüste veya yolda, yakaladığı ve cebine soktuğu güvercinlerden bir kaçını onca çabaya rağmen ara sıra kaçırdığı da olmuştur.
Hilmi usta günün birinde soğuk algınlığına yakalanır, bir hafta boyunca Eminönü' ne gidemez. Yeğeni Turgay'a farkettirmeden iki cins güvercinini boğazlayıp keserek pişirir ve afiyetle yer.
Akşam üzeri yem vermek ve sularını yenilemek maksadıyla Turgay kendi güvercin kümesine gelir. İki cins güvercininin birileri tarafından kaçırıldığını anlar. Kümesin iki anahtarı vardır biri kendinde diğeri amcasındadır. Amcası güvercinleri yürütürken kümeste ve dairesine giderken merdiven basamaklarında bir kaç tüy düşürmüştür. Turgay önce kızar, üzülür.. İki kuş yüzünden amcasını kıramaz. "Amca baba yarısıdır" sözünün üstüne söz etmek istemez. Biraz söylenir, düşünür taşınır; " Amcacım el mi yaman bey mi yaman. Amca mı yaman yeğen mi yaman ben sana gösteririm" der geçer.
Yılbaşı kutlamalarına birkaç gün kalmıştır. Hilmi usta biraz rahatsız olduğu için kümesin anahtarını Turgay'a verir. Horozun, tavukların ve hindilerin yemlerini ve sularını vermesini ister.
Turgay görevini yaptıktan sonra hindinin birini koltuk altına alıp kendi dairelerine getirir. Babasına, hindiyi hemen boğazlayıp kesmesini söyler. Annesinden, hindiyi bir güzel kızartmasını ister. " Anne akşama misafirimiz var. Sofrayı bir güzel donat. Birazdan amcamı davet edeceğim. Haydi sana kolay gelsin." der.
Hindinin bir güzel kızarıp piştiği haberini annesinden alan Turgay. Üst kattaki amcasının kapı ziline muzip bir gülümsemeyle bir kaç kez basar. Amcası kapıyı açar. "Hayrola Turgay bu saatte ne bu telaş . Hayırdır."
" Hayır hayır amca. Geçen yılbaşında sizdeydik. Bu yılbaşında da siz gelin bize. Yengemle beraber çıkın gelin".
" Aceleniz ne Turgay'ım. Yılbaşı yarın gece. Bugünden kutlamanın bi âlemi var mı"
"Var var amcacım. Bir arkadaşımın babası hindi yetiştiriyor. Pazarda vakit geç olmuş evine geriye götürmesin diye alıverdim. Hem de zorla ucuza verdi. Bir baba hindi ki sorma gitsin. Asla tarif edemem. Fırında kızardı pişti bile. Yarına kalmasın."
" Madem öyle hazırlanıp gelelim.Yarın için bir tepsi baklava almıştım onu da getireyim Turgay."
Hilmi usta , Turgayların dairesine elinde bir tepsi baklava ve eşiyle geldiğinde saat 20.00 sularıdır. Kapı açılır misafirler hemen sofraya davet edilir. Hindi ve diğer yiyecekler bir tablo gibi sofrayı süsler. Afiyetle yenilir, meşrubatlar içilir, porselen çukur tabaklara çerezler saçılır, koyu sohbetlere dalınır.
Hilmi usta kardeşine, kardeşinin eşi ve Turgay'a teşekkür eder . Ellerinize ve emeğinize sağlık der. Afiyet olsun sözünü duyar duymaz ziyade olsun diyerek , ilgi ve alâkadan memnun kaldıklarını belirtirler...
Sıra kahveleri içmeye gelir. Turgay kendisini tutamayıp muzipçe kesik kesik gülmektedir. "Amcacım hindiyi beğendin mi ? Hoşuna gitti mi ?"
"Yeğenim niye beğenmeyeyim neden hoşuma gitmesin."
"Ah be amcacım. Ne istersin benim cins güvercinlerimden. Sana kasaptan istediğin eti almaz mıydım."
"Turgay'ım beni yanlış anlama emi. Güvercinin biri çok düşünüyordu. Dalgın mı desem baygın mı desem tarif edemem. Öteki de tavuklar gibi eşiniyor, hırs küpü olmuş ne yemini yiyor ne de suyunu içiyor. Bu ikisi gidici, telef olmasınlar diye kestim yeğenim."
İki güvercin amcasından daha kıymetli değildi. Bu yüzden Turgay amcasına daha fazla yüklenmek istemedi. Son sözünü eğip bükmeden pat diye söyleyip kestirip attı.
" Amcacım afiyet şeker olsun. Bu hindi var ya bu hindi. Senin kümesindeki hindi !"
Mehmet Sadık Medin 19 Şubat 2025- ŞİŞLİ