Yazı Detayı
30 Ekim 2020 - Cuma 14:20 Bu yazı 303 kez okundu
 
MEVLÜT HOCA ANISINA
Tanju Çığranış
cigranis@mynet.com
 
 

2009 Yılının nisan ayında doğum yerim olan İzmir’in ilçesi Tire’ye yerleştim. Aynı ay içerisinde Akrabam Üzeyir Arda’nın öncülüğünde 2004 yılında kurulmuş olan bir nevi fikir kulübü de sayılabilecek Dere Kahve Fikir Otağının toplantılarına dinleyici olarak katılmaya başladım.

 

Grubun ağırlıklı ve düzenli katılımcıları Tire’de aktif olarak öğretmenlik yapan ve meslek yaşantısını sonlandırıp emekli olan, öğretmenlerden oluşuyordu. Mevlut Eriş Hoca’da emekli öğretmenler grubundandı. Toplantıların yapıldığı muhit, Tire’nin genel yerleşim yerinden uzakta olduğu için, akrabam Üzeyir Arda, arabasıyla her hafta vasıtası olmayan benim gibi arkadaşları toplayıp Dere Kahve’ye götürürdü.

 

Mevlüt Hoca ile aynı aracın içerisinde gidiş ve dönüşte birlikte olurduk. Tabii haliyle, yolda varış yerine kadar güncel siyasi ve sosyal aktüalite konularından da bahsedilirdi. Bu vesileyle, birbirimizi tanımamız ve fikir alışverişinde bulunmamız ve birbirimizi anlamamız daha çabuk oldu. Dere Kahve Fikir Otağı toplantılarında, genellikle kenarda otururdu. Sıkı bir sigara tiryakisiydi. Çelebi bir kişiliği vardı. Konuşmaları dikkatlice dinler ama kabul etmediği ve kendisine ters gelen konular olduğunda kendi üslubunca tatlı-sert bir tarzda müdahale ederdi.

 

Dere Kahve Fikir Otağı 2015 yılında sona erdi.2009-2015 yılları arasında düzenli olarak toplantılara katıldım. Benim ilgi alanım, Türk Sanat Musikisi olduğu için ve Fikir Otağındaki arkadaşlarımda bunu iyi bildikleri için, benim Musiki ile ilgili faaliyette bulunmamı bekliyorlardı. Hiç unutmuyorum, 2010 yılının Ekim ayı sonu yada Kasım ayı başıydı. (Haziran sonu faaliyetlere ara verilir, sonbaharda yeniden başlanırdı.) Dere Kahve Fikir Otağının ilk toplantısında, O yılın faaliyetler takvimi düzenleniyordu. Her katılımcı, o yıl düzenleyeceği konferansta, hangi konuyu işleyeceğini söyler ve kendince uygun bulduğu takvim ayını ve gününü seçerdi. Etkinlik takviminin notlarını da Üzeyir Arda Tutuyordu. Mecliste sıra bana geldiğinde, Üzeyir, bana dönüp, Sen bu sezon ne yapmayı düşünüyorsun? Diye sorduğunda, tereddütte kaldığımı gören Mevlüt Hoca; birdenbire, Sen, Yesari Asım Arsoy gecesi düzenle deyiverdi. Mevlüt Hoca’nın önerdiği bu fikir hoşuma gitti.

 

Tereddütsüz kabul ettim. Hemen etkinlik takvimine benim programımda yazıldı. Yeri gelmişken, söz etmeden duramayacağım. Aslında, benim bu öneriyi kabul etmem, bir medeni cesaret örneğiydi. Çünkü o yıl Tire’de 80’li yıllardan beridir, musiki faaliyeti yapan köklü bir dernek olan Tire Musiki Derneğine yeni katılmıştım. Koroda tanınmıyordum ve musiki kabiliyetimde bilinmiyordu. Gerçi 2007-2009 yılları arasında, Bornova Belediyesi TSM korosunda değerli şef tambur sanatçısı ve Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Sami Büyüköztekir yönetiminde Klasik Türk Musikisinin seçkin örneklerini geçmiştik ve koroda bulunduğum müddet boyunca 4 önemli konser vermiştik. Tire Musiki derneğine katıldığımda, deneyimli sayılabilirdim.

 

 Âmâ şimdiye kadar bir dinleti organize etmemiştim.2010 yılının aralık ayı başlarında, Tire Musiki Derneğinde, şef Adnan Tanç tarafından yetiştirilen ve sonraki yıllarda Derneğin şefliğini yapacak olan Özgür Yükçü Bey’e çalışma arasında verilen çay molasında, yanına yaklaştım. Dere kahve Fikir Otağı adında bir grubumuz olduğunu ve benden Y.Asım Arsoy Gecesi düzenlenmem istendiğini, bu hususta bana katkı verip veremeyeceğini sordum?

 

Teklifimi nezaketle kabul etti ve repertuarı birlikte oluşturalım dedi. Repertuarı birlikte oluşturduk ve çalışmak için haftanın içinde ayrı bir gün belirledik. Bir sonraki haftaki çalışmada, koro arkadaşlarımıza bu fikrimizi duyurduk ve dileyen arkadaşları bu çalışmada birlikte olmak için davet ettik. Koro yaklaşık 15-20 kişiden oluşuyordu. 7-8 arkadaş teklifimizi kabul etti ve her hafta düzenli olarak çalışmaya başladık. Çalışma grubumuzda, Özgür Bey, Ney’i ile Volkan Akdır, udu ile Hidayet Saldık, darbukası ile ve İhya Gökalp te def’i ile bize eşlik etti.

 

Repertuarımızın ilk eseri icrası zor bir eserdi. ‘’ Fariğ Olmam, Meşrebi Rindane’den ‘’ arkadaşlarımız bu eseri icra etmekte zorlanınca, çalışmalara Karı-Koca birlikte katılan Abdullah-Nermin Koçak çiftinden; ( Tire Musiki Derneğinde tanıştık. İkamet ettiğimiz sitelerin yan yana olduğunu öğrenip, çalışmalara her hafta birlikte gidip gelmeye başladık ve kısa süre içerisinde iyi bir dost olduk.2011 yılının mayıs ayında Tire’den ayrıldılar) Abdullah Bey, Tanju Bey, biz bu eseri repertuardan çıkaralım söylemekte zorlanıyoruz dedi, ama sonraki haftalarda, söz konusu eser tekrar edilince ve arkadaşlarda büyük bir zevkle okumaya başlayınca, ne kadar güzel bir eser seçmiş olduğumuz anlaşıldı. Yaklaşık 3 ay boyunca repertuarı hatmettik ve 28 Şubat 2011 akşamı kalabalık bir davetli grubunun önünde, Ünlü Bestekar, Yesari Asım Arsoy’un birbirinden güzel 10 eserini ses ve saz arkadaşlarımızla başarılı bir şekilde icra ettik. Yerel Basında da konserimiz yer aldı.

 

Repertuarda, bende naçizane bir eser seslendirdim; ‘’ Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır ‘’ Neden bu eseri seçmiştim? Çünkü o sıralar, duygu dünyamın derinliklerinde saklı, sarsıcı bir aşk yaşıyordum. Mevlüt Hocayla, Dere Kahve Fikir Otağının etkinlikleri haricinde, Tire çarşısında da sıklıkla karşılaşırdık ve vaktimiz müsaitse, bir yerde oturur, çay içip sohbet ederdik. Yanılmıyorsam, 2011 yılının Ocak yada Şubat ayında bir gün akşamüstü saatlerinde, Ben ,Tren istasyonu yanındaki Karadeniz Fırınından ekmek almış, dalgın bir şekilde yürüyordum… Birden karşıma Mevlüt Hoca çıktı. Ayaküstü hoşbeşten sonra İstasyon parkının yanındaki, bankların birine oturduk ve ben ona duygu dünyamın derinliklerindeki saklı,özel duygularımı,yaşadıklarımı,htiklerimi anlattım. Beni dikkatle dinledi. Anlattıklarımdan etkilenmiş olmalı ki?

 

Gençliğinde, Üniversite yıllarında yaşamış olduğu aşkını bana anlattı ve sohbetin sonunda, ilave etmeyide unutmadı. Kendini fazla kaptırma, sonunda hayal kırıklığına da uğrayabilirsin dedi. Tahmin ettiği gibide oldu. Zaten aşk kavuşamamaktır. Gitmek isterken kalmaktır. Aşk ’sız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım. Mecazimi yoksa dünyevi yada cismanimi diye sorma? Ayrımlar; ayrımları doğurur. Aşk’ın ise hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir Dünya’dır Aşk.. Ya Tam ortasındasındır ya merkezinde yada Hasretinde… Elif Şafak Mevlüt Hoca ile Derekahve Fikir Otağı sona erdikten sonrada dostluğumuz, arkadaşlığımız devam etti.

 

2018 yılının Kasım ayında, Annem, Tire Devlet Hastahanesinde, uzun yıllardır devam eden ve kronikleşen böbrek yetmezliğinden dolayı, diyalize girmeye başladı. Haftada 2 gün diyalize giriyordu. Mevlut Hoca nın kayınvalidesinin de 5 yıldır diyalize girdiğini biliyordum. Ben annemle diyalize girmek için Hastahanenin, diyaliz ünitesinin girişine geldiğimizde sabah seansından çıkan kayınvalidesini almak için gelen, Mevlüt Hoca ile sıklıkla karşılaşıyorduk. Annemin seansı 11.30’da başlıyordu. Hastahanenin, diyaliz hastalarını evlerine getirip, götüren servis aracıda genellikle 10-10;30 arası bizi almaya geliyordu. Bir gün Annemle birlikte kahvaltı yaparken diyaliz aracının şoförü, cep telefonumdan beni aradı ve sizi almaya geliyorum dedi.

 

Bende şu an müsait olmadığımızı, bizi almaya gelmemesini ve bizim bugün diyalize, taksi ile gideceğimizi söyledim. Annemle beni hastahaneye götüren taksi şöförü ile annemin diyaliz günlerinde, sabahları bizi hastahaneye götürmesi için anlaştım.

 

Takip eden haftalarda, Annemle,benim diyalize taksi ile geldiğimizi gören, Mevlüt Hoca bana şu öneride bulundu; Tanju Bey, ben zaten kayınvalideyi almaya 11:00 gibi hastahaneye geliyorum. Sizin evinizde yolumun üstü, ( Tire Devlet Hastahanesi evimize yürüyüş mesafesindedir ) geçerken, sizide alabilirim. Teklifini memnuniyetle kabul ettim. Mevlut Hoca aylarca, annemle beni evimizden alıp hastahaneye götürdü. Ta ki Annem, 2019 yılının, ağustos ayı sonlarında, kalçasını kırıp hastahanelik oluncaya kadar… Anneme kalça protezi takıldı ama ileri bir yaşta olduğu için iyileşemedi.2,5 ay hastahanede yattıktan sonra 13 Kasım 2019 tarihinde Rahmeti Rahmana kavuştu.

 

Cenaze töreni için tabii, Mevlüt Hoca’yı da aradım. Eksik olmasın cenazeye geldi. Cenaze namazının kılınması için, cami avlusunda beklerken, aklıma Mevlüt Hoca’nın, Rahmetli Annemi, diyalize götürdüğü günler aklıma geldi, yanına yaklaştım ve yaptığı iyilik için teşekkür edip, hakkını Helal et dedim. O duygu yoğunluğuyla da Mevlüt Hoca’ya sarılıp ağladım. Mevlut Hoca’da ‘’ Ne olacak kardeşim helal olsun lafımı olur ‘’ dedi.

 

Yaklaşık 1 hafta sonrada Mevlüt Hoca’nın kayınvalidesi vefat etti. Aynı vazifeyide ben yerine getirdim. 2020 yılının ocak ayında Mevlüt Hoca’nın kayınvalidesinin 52’sine katılmam için akrabam Üzeyir Arda beni aradı. Yemekli bir davetti ve yemek için Mevlüt Hoca’nın oturduğu evin arka bahçesinde yapılacaktı. Ben hava şartlarını bahane ederek davete icabet etmeyerek yemeğe katılmadım. Nasıl bir tesadüfse? 1 gün sonra Mevlüt Hoca ile Tire’nin merkezine çıkan istasyon caddesinde 2 sokağın kesişme noktasında karşılaştık. Bana nerden geliyorsun dedi?

 

Videocu’dan film kiralamıştım oradan geliyorum dedim. Bana bir işin varmı dedi? Yok dedim.Öyleyse bana eşlik et çarşıya çıkacağım benimle gezmiş olursun dedi. Olur dedim çarşıdaki işini bitirdikten sonra beni evine davet etti.Kabul ettim.Kapıyı eşi açtı.Mutfağa buyur edildim.Mevlüt Hoca’nın evinden Tire’nin karlı dağları görülüyordu.Eşine hitaben; Bak dedi dün gelmediği için ona kızmıştım.Bu soğukta dışarı çıkmış. Değerli eşi 1 gün öncesinden kalan Tire şiş köftesi ve keşkekten ikram etti. Afiyetle yedim ve duamı ettim. Üstüne çay içtik sohbet ettik.Müsademi isteyip evlerinden ayrılırken, yalnızsın,ara sıra evimize gel bekleriz demeyide ihmal etmediler.Kış aylarında Mevlüt Hoca’yı en son görüşüm yine akrabam Üzeyir Arda sayesinde oldu.Üzeyir Arda, Uzun bir restorasyon sürecinden geçen ve değerli el yazması eserlerin sergilendiği, Necip Paşa Kütüphanesini birlikte ziyaret etmemizi önerdi. Belirtilen gün ve saatte Üzeyir Arda, Ben,Mevlüt Hoca ve yine Derekahve Fikir Otağından tanıştığım değerli dostum Endercan Kurşaklıoğlu Hoca ile beraber kararlaştırdığımız gün ve saatte Necip Paşa Kütüphanesinin önünde buluştuk.

 

Yağmurlu bir gündü. Hatta Mevlüt Hoca Kütüpheneye birlikte girerken espri yaptı. Hepimizi kastederek; Bütün yaşlılar bir araya toplandık dedi. Necip Paşa Kütüphanesindeki memurdan kütüphanedeki eserler ile ilgili gerekli bilgileri alıp, merak ettiklerimizde sorup öğrendikten sonra Kütüphaneden ayrıldık.Ben bir yerlerde oturup çay içelim önerisinde bulundum.Nereye gidelim? Sen karar ver denilince uzun yıllardan beri yaz-kış müdavimi olduğum Tahtakale çarşısındaki Huzur Kahve’ye gidelim dedim. ( Tahtakale deki esnafa hizmet veren çay ocağı ) Huzur Kahvenin sahibi Engin Bey’de bizi sıcak bir şekilde karşıladı.Güzel sohbetler yapıp Kahveden mutlu bir şekilde ayrıldık ve evlerimizin yolunu tuttuk. Kendisini en son 2020 yılının nisan ayı başlarında telefonla aradım.

 

Yeni başlayan Korona salgını hakkında hasbıhal ettik.Mevlüt Hoca’yı 29 Nisan 2020 sabahı ani bir rahatsızlık sonucu yattığı Tire Devlet Hastanesi’nde kaybettik.

Korona önlemleri yüzünden cenazesine bile katılamadım.

 

Ruhu Şad Olsun Tanju Çığranış 5 Ekim 2020

• Dere kahve ; Dere mahallesinde bulunur. Tire’deki Aydınoğulları Beyliğinin ilk yerleşim yerlerinden birisidir.

 

• Bugünkü Tarihi Dere Kahve Binası; Neo klasik tarzda yapılmış ve üstüne 1 kat daha çıkılarak 19. Yüzyıl Osmanlı evi selamlığı tarzında döşenmiştir.2000 yılında yapılan bir restorasyon çalışmasıyla Dere Kahve kafeteryası oluşturulmuştur.

 

• Dere Kahve Fikir Otağı; Tarihi Derekahve Binasının üst katında Tire Münevverleri ( Aydınları ) Her pazartesi Dere Kahve Fikir Otağı adı alıtında Toplanmaktaydılar. Bu toplantılar Sanat,kültür ve Bilim ağırlıklı yapılmaktaydı.

 
Etiketler: MEVLÜT, HOCA, ANISINA,
Yorumlar
Haber Yazılımı