Yazı Detayı
16 Ocak 2019 - Çarşamba 10:05 Bu yazı 2271 kez okundu
 
KADININ TARİHİ SERÜVENİ !
Şerife Gürüler
buyuktire
 
 

Kadın sözcüğü, Eski Türkçe’deki “Katun” sözcüğünden türetilmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise kadın; “ dişi cinsten erişkin insan ” olarak anlamlandırılmaktadır.

 

Kadın, yaşadığımız dünyada, medeniyette ve toplum içerisinde büyük bir öneme sahiptir. Ve hatta toplumun yapı taşı olan aileyi oluşturan unsurlardan biridir. Bu bağlamda kadın, aile ve toplum arasında bir köprü görevi görmektedir. Yani kadın toplumun işleyişini yöneten bir konumdadır. Kadın anne görevini üstlenerek, aileyi oluşturan yapıtaşlarından biridir. Nitekim annenin rolü, çocuğu dünyaya getirmek, onu büyütmek ve en önemlisi çocuğu eğitmektir. İyi bir eğitime sahip olan her çocuk ise mutlu bir toplumun sonucudur. Tarih boyunca da kadın, bu önemli görevi üstlenmektedir. Buna rağmen geçmiş yüzyıllardan, yakın tarihimize kadar kadın, tam bir kimlik kazanamamıştır. Erkeğin fiziksel gücü, dışa dönük toplumsal görevleri, dini bağlamda, kadının erkeğe hata yaptıran bir varlık konumunda olması, kadını, erkeğin gölgesinde bırakarak ikinci plana atmaktadır. Birçok medeniyette kadının rolü de farklılık göstermektedir. Tarih deki bazı medeniyetlerden bahsedecek olursak: Öncelikle en eski insan topluluklarını ele alırsak bunlar üzerindeki günümüze gelen haberler birbirini tutmadığından kesin bir bilgi mevcut değildir. Fakat bazı tarihçilere göre ilkel kavimlerde erkeğin üstünlüğü, bedence daha kuvvetli oluşu ile doğrudan doğruya yaşanıyordu, ama bu kanunlarla tespit edilmiş değil, kendiliğinden gelen bir üstünlük vardı. İnsanların yerleşik hayata geçmesi ve çiftçi topluluklarının oluşması kadına bir itibar kazandırdı. İnsanın toprağa yerleşmesi mülkiyeti, mülkiyet de veraseti ortaya çıkarmıştır. Çünkü toprağa bağlı kalan, toprakta çalışan, kadındır. Kadının çiftçilik gibi ağır işlerde çalışmasının sebebi ise, erkeğin av gibi, daha güç ve daha tehlikeli ve kuvvet gerektiren işleri üzerine almasındandır. Kadının, tarla veya dokumacılık yani ev işleri ile ilgilenmesi, kadının içe dönük bir yaşam biçimi içerisinde kalması neden olmaktadır. Erkek ise av gibi yani dışa dönük uğraşlarla ilgilenmesi erkeğin de kendi gücünün farkına varmasına sebep olmaktadır. Nitekim sonraki toplumlarda da çoğunlukla erkeğin egemen olması kaçınılmaz olmaktadır.

 

Eski Çin’de kadının konumu oldukça kötüdür. Burada kadına isim bile verilmiyor olmasını, onun insan olarak varlığının kabul edilmeyişi şeklinde anlayabiliriz.

 

İran’da ise çok eşlilik (poligami) hâkimdir. Ayrıca kız kardeşle evlenmeğe teşvik edilir. Ama buna rağmen kadınlar İran’da diğer milletlere göre daha iyi bir konuma sahiptir.

 

Buna karşılık modern dünyanın bugün geldiği düzeyi kendisine borçlu olduğu Antik Yunan’da kadın ikinci sınıf bir varlık olarak algılanırdı. Antik Yunan’da kadının neredeyse kölelerle eşit konumda tutulması, bu medeniyetin en olumsuz yönü olduğu söylenebilir.

 

Türkler’ deki kadın diğer toplumlardaki kadın algısından farklı olarak anaerkil bir yapıya sahip idi. Orta Asya’daki Türk kadını özgür ve erkeklerle eşit hakları vardı. Kadın erkeğinin her zaman yanında yer alırdı. Evlilikler tek eşlilik üzerine yapılırdı. Kız çocuğunun olmasına bazı eski toplumlardaki gibi olumsuz bakılmazdı. Aksine sevinçle karşılanırdı. Türk kadınının İslam’dan önce ve İslam’dan sonra da erkeğinin yanı sıra toplumdaki yeri onurlu ve haysiyetli idi. İslam’dan önce namus ve iffet örneği olan Türk kadınının gayet saygıdeğer bir konumu vardı.

 

Farklı kültürlerde kadın hakkındaki bu düşünceler kadının mutlak anlamda bir birey sayılmadığını göstermektedir. Ve erkeğin menfaatleri doğrultusunda yaşayan bir varlık konumundadır. Kadın bu konumunu Ortaçağ’da da devam ettirmektedir. Şöyle ki ortaçağda da kadın babaya ve kocaya bağlı olarak hayatına devam ederdi. Kendi istemediği biriyle evlendirilebilirdi. Kadının kanunlardan yararlanması da yine kocası üzerindendir. Çocuğu olan bir kadın değerlidir ama verimlilik vadetmiyorsa bütün değerini yitirirdi.

 

Sonuç olarak, kadını daha iyi tanımlamamız açısından kadının tarihteki yerine değindik. Kadının oldukça zor şartlar altındaki bu tarihi serüveni kadının kendini tam manasıyla tanımamış olduğundan ve erkeğin de kendi fiziksel gücünün her manada mutlak güç olarak kadın üzerinde kullanmasından kaynaklanır. Günümüzde bilimin ilerlemesi ile de bu algı yok olmaktadır.

 

 
Etiketler: KADININ, TARİHİ, SERÜVENİ, !,
Yorumlar
Haber Yazılımı