Yazı Detayı
10 Eylül 2019 - Salı 11:07 Bu yazı 445 kez okundu
 
BU KAÇIRACAĞIMIZ KAÇINCI TREN?
Fatih Bayrakcı
buyuktire
 
 

-“Muhtemelen son tren!”

 

Keşke her zaman mutluluktan, huzurdan ve birlikten bahsedebilseydik. Maalesef bugün bu saydığımız güzel hislerin, gönlümüzdeki parsellerinin genişleyebilmesi için gerekli olan çok mühim konulardan bahsedeceğiz; geçmişimizden ve bilimden bahsedeceğiz.

 

Hepimiz milletçe farkındayız ki ülke ekonomimiz iyi değil. “İyi değil” ifadesi hafif kaldı sanırım; “berbat!”. Kaygılarla yazılmış bir yazı olmadığı için dürüstçe söyleyebiliriz ki burada anlatılmak istenenler; politik, ideolojik ya da siyasal bir görüşe göre derlenmemiştir! Bu yazımızda anlatmak istediğimiz konuların tamamı öncelikle ülkemizin yararına olan evrensel niteliğe sahip, bilimsel bir yazı niteliği taşımaktadır. Yapacağımız tüm bilimsel ve tarihsel yorumlar doğruluğu kanıtlanmış veriler ışığında siz değerli okurlarımıza sunulmuştur.

 

Dünya tarihini incelediğimiz zaman insan yararına olan icatların/ buluşların ilkel hallerini görür; merakla bu icatlar silsilesinin günümüzdeki haline dek olan sürecini takip ederiz. Örneğin, tekerleğin keşfinden sonra bugünkü halini alana kadar ki değişimi gibi diğer bugün halen kullanmakta olduğumuz birçok eşyanın veya aracın ilk halinden son haline kadar ki süreci dikkatimizi oldukça çeker. Bu sürece de basitçe teknolojinin ilerlemesi deriz. Fakat gözümüzden kaçan çok önemli bir detay daha vardır bu teknolojinin ilerlemesinde. O da şudur; teknolojinin ve bilimin niçin ülkemizde bu denli yavaş ilerlediği? Mütevazı bir millet olduğumuz birçok ülke tarafından söylenmektedir ama başkalarının bu alandaki ilerlemelerini takdir etmek; sözel ve finansal olarak ne kadar mantıklı? Bizim bu alanlarda başarılarımız (ileri teknoloji anlamında) olamaz mı? Elbette olabilir! Ama önce kaçırdığımız trenlere bir bakalım…

 

Kaçırdığımız ve sahip çıkamadığımız en önemli trenimiz şüphesiz ki “Aydınlanma Çağı” idi. Tarih bize 17. ve 18. yüz yılların Aydınlanma Çağ olduğunu söyler. Aydınlanma Çağ dediğimiz tarihsel süreç bugünkü sanayileşmenin dönüm noktasıdır. Bu çağın zeminine baktığımızda bugün olduğu gibi sadece ithal markalar, yabancı isimler görmezsiniz!!! Bu çağın temellerine bakacak olursak eğer tamamen milli gururlarımızı görürüz. Hem de öyle Avrupalı tarihçilerin dayattığı tarihler arasında değil; daha gerilerde. Türk Milletimizin tarih sahnesindeki yeri yalnızca hakkımızla kazandığımız zaferlerle sınırlı değildir. O zaferleri kazanacak teknolojileri ve sanatı üretebiliyor olmakta bizim asil bir millet olduğumuzun göstergesidir. En büyük sorunumuzda ilim ve fen alanlarında emek vermiş olan emektarlarımızı unutmuş olmamız, okumuyor olmamız!

 

Peki, kim o unuttuğumuz isimler? Onları bu yazılara, kitaplara, külliyelere sığdırmak mümkün değil! Zaten şanlı tarihimizi dünyaya zor sığdırmışız. Ama gelin Aydınlanma Çağından daha geriye giderek sizlerle bazı önemli Türk bilim insanlarımızın kimler olduğunu görelim ve onları yâd ederek bugün onların bizlere bırakmış oldukları paha biçilemez mirası hafızalarımızda canlandıralım:

 

İbn Türk: bugünkü matematiğin (cebir) temellerini atmış olan en önemli bilgelerimizdendir.

 

Farâbî: ses olayını ilk kez fiziki olarak inceleyerek, açıklamıştır.

 

Akşemseddin: Fransız mikrobiyolog ve kimyager olan Louis Pasteur’dan 400 yıl önce mikrobu bulmuştur.

 

Ali KUŞÇU: astronomi alanında en büyük dehalardandır. Hatta bu bilimin mihenk taşı olmuştur.

 

Demirî (Kemaleddin Muhammed): Avrupalı bilginlerden 400 yıl önce zooloji (hayvan bilimi) ansiklopedisi yazmıştır. Yazdığı eserin adı “ Hayat’ül-Hayevan” Hayvanların Hayatı’dır.

 

İbnün Nefis: Avrupalılardan 3 asır önce küçük kan dolaşımını keşfetti.

 

 

 

İbn Firnas: Wright kardeşlerden 1000 yıl önce ilk uçağı yaptı ve o uçakla uçmayı denedi.

 

İbni Sina: yazmış olduğu eserler Avrupa üniversitelerinde 600 yıl boyunca okutuldu. Bugün halen o eserlerden öncelikle tıp, astronomi, fizik ve felsefe alanlarında faydanılmaktadır. Tıbbın babasıdır.

 

İbn Karaka: 900 yıl önce ilk torna tezgâhını yaptı. Hem de muazzam bir şekilde. Avrupa ve tüm dünya milletleri tornayı bu önemli bilim insanımız sayesinde tanımıştır.

 

 

Cezerî: bugün bu yazıdan tutun, tüm bilgisayar ve otomasyon sistemlerinin ilk mucididir ve bunu günümüzden 8 asır önce keşfetmiştir.

 

Ve… daha saymakla bitiremeyeceğimiz yüzlerce bilim insanımız dünya tarihine, teknolojisine, gelişimine kısaca tüm ilim ve fen alanlarına temel olmuştur! Mihenk olmuştur! Dünyaya yön vermiştir/halen onların miras bıraktığı eserler kullanılmaktadır! Bugün sadece sizlerle paylaşmış olduğumuz isimlerden kaç tanesini günlük yaşamımızda anıyoruz?

 

-“Hiç”.

 

Peki, bu vefasızlık nedendir? Kültürel, bilimsel miraslarımızın önemini neden anımsamak ya da bilmek istemiyoruz? Bu soruların cevaplarını siz kıymetli okurlarımıza bırakıyoruz.

 

Türk Milleti olarak Malazgirt’ten önce de bu vatan topraklarımızda, Anadolu topraklarımızda yerleşmiş bulunmaktaydık. Ancak belgelerimize dayalı olarak Malazgirt’ten sonrasında (1071) ise günümüz (Cumhuriyet Dönemi) dâhil olmak üzere bilinen 75 farklı yönetimimiz olmuştur. Milattan önceye inecek olursak eğer Türk Milletinin şerefini ve gururunu başta da dediğimiz üzere kütüphanelere sığdırmak mümkün değildir. Kaynaklarımız, atalarımızdan miras kalan eserler dünyanın dört bir yanında izlerini taşımakta ve korunmaktadır. İlim ve fen alanlarında yoksunluğunu çekeceğimiz en ufak eksiğimiz yoktur. Temel taşı olduğumuz teknolojinin katlarında bulunmamaktır garip olan. Ancak o kıymetli şahsiyetlere ait oldukları şekilde bizler, gençler olarak yeterince sahip çıkıp, incelememekteyiz. İşte meselemiz de budur. Bizler bu 75 farklı silsileyi/zinciri sadece tek bir dönemden yani bugünden incelersek eğer, çok büyük bir yanılgıya düşeriz. Bu halkaların kopardığımız parçasının sınırları içerisinde olduğumuza kendimizi şartladıysak ki şartlamışız da zaten asla eğitimimizin, teknolojimizin, ekonomimizin düzelmesini beklemeyin. Mesela Güney Kore, yıl 1980 bizden fakir bir ülkeydi ve açlıkla boğuşmaktaydı. İstatiksel verilere göre bugün dünya ekonomi sırasında 11. sırada yer almaktadır. Nüfusu 51.47 milyondur. Okuryazarlık oranı 98’dir. Ülkemiz ise dünya ekonomi sırasında 17. sırada. Nüfusumuz 85 milyon. Okuryazarlık oranımız 95.

 

Buradan çıkan sonuçlar bize şunu göstermektedir; kabiliyet nüfusta, ekonomik hamlelerde değil. Elbette onlar da önemli ancak en önemlisi zeminimiz ve eğitimimiz. Biz kim olduğumuzu tekrar hatırlamaya acizlik edersek bu veriler asla iyiye gitmeyecektir. Gerçekleri görmekten, gerçekleri saklamaktan artık vazgeçmeliyiz. Ortadaki bu sorun, günümüzün bu sorunu bizim sorunumuz. Şuan yetişmekte olan çocuklarımız ya da gençlerimiz değil. Takınmış olduğumuz ciddiyetsiz tavırlar, unutmuş olduğumuz tarih, kaçırmış olduğumuz trenler bu sorunun temelini oluşturmaktadır.

 

Nedir bu kaçan tren?

 

Kaçan tren ileri teknoloji üretimidir. Bizim ileri teknolojimiz yok mu? Elbette var. Fakat biraz önce bahsettiğim nüfusu neredeyse bizim yarımız olan Güney Kore’nin Dünya Bankası’nda yer alan ileri teknoloji için yapmış olduğu ihracatın dolar bazındaki kazanımlarını ve yatırımlarını inceleyiniz. Daha sonra da ülkemizin ileri teknoloji alanındaki verilere göz gezdiriniz. Aradaki farklar ve bu farklar üzerindeki değerlendirmeyi sizlere bırakıyoruz.

 

Nedir bu ileri teknolojinin önemi? Dünyada rezervleri tükenmekte olan kıymetli madenlerin uzay madenciliği ile dünyaya kazanımından tutun, insan unsurunun en aza indirildiği sanayileşme ve savunma sistemlerine kadar tüm dünya bunun için harekete geçmiş durumda. Uzay keşiflerine ve bilimine dünya perdelerini sonuna kadar araladı. Ama bizler bunu başarabilecekken hâlâ ortalarda yokuz. Aydınlanma Çağını yerinden oynatacak kadar, dünya tarihine yön verecek kadar mirasçımız ve mirasımız olmasına rağmen bugün ne değişti de biz bu konumdayız?

Saygı ve sevgilerimle…

 

 
Etiketler: BU, KAÇIRACAĞIMIZ, KAÇINCI, TREN?,
Yorumlar
Haber Yazılımı