Yazı Detayı
27 Eylül 2014 - Cumartesi 09:38 Bu yazı 1195 kez okundu
 
ADALET VE SİYASET
HÜSNÜ BARIŞAN
 
 

Hukuk fiil ve hareket serbestliği düzenleyen sistemdir. Hukuk kurallarını bağımsız yargı düzenler, uygular ve denetler. O siyasal kurallara tabi olunca hukukun siyasallaşmasından bahsedilir. Tiranların yönettiği ülkelerde hiçbir hukuk kuralından bahsedilmez. Zira onlar ülkeyi diledikleri gibi yönetir. Hiçbir kural ve düzen tanımaz. Diktatörler ise beğendiği ve benimsediği bazı kurallarla yönetir ülkeyi. Esasen yönetim kurallarını da çok kez kendileri saptar ve gönüllerince diledikleri şekilde yönetirler ülkeyi. Demokratik yollarla başa geçen kimseler etrafa kötülük saçsa bile bir noktadan sonra çoğunluğun beğeni ve takdirini kazanır. Büyük bir çoğunluk hem kendisini hem de eski deyimle tüm icraatını beğenir ve çekinmeden ona oyunu verir. Takdir ve sevgisini sürdürür. O toplulukta artık iyi ve kötü kavramlar yoktur. Tek kavram vardır. Bir annenin her ne koşulda olursa olsun oğlunu sevmesi gibi. Tüm koşullarda değişmez takdir ve seçim. Zamanımızda ve yakın geçmişte çok sayıda misal vardır. Kuzey Avrupa'da bir Devlet Başkanı sürekli seçilir. Sudan Devlet Başkanını Uluslararası Ceza Mahkemesi suçlu bulup cezalandırmıştır. Hakkında yakalama kararı vardır. (o gene de daveti kabul ederek Türkiye'ye gelmiştir. ) Amma seçimlerde % 70 oranında oy almıştır. Hitler (1889-1945) başa seçimle % 92 oy alarak geçmiştir. Sonuç malum 36 milyon ölü. Tüm Avrupa ve de kendi ülkesi darmadağın. Napolyon (1769-1821) cumhuriyete son verip tekrar imparatorluk kurmuştur. Vs. vs. Mısır Başkanı Nasır düşmana yenilmiş ülkesi büyük ölçüde işgal edilmiş amma halkın sevgisini kaybetmemiştir. Mao (1893-1976) ulusuna yararlı bir diktatördü. Amma milyonlarca insan ölmüştür. Ve de halkın sevgisini kaybetmemiştir. Olaylarda sonucun akıbetin ne olacağını çok önceden ne olacağını bilmek çok zor. Felaketle sonuçlanma olasılığı hep var! Tarihin derinliklerine girip çok sayıda misaller bulmak sonra bunları irdeleyerek nedenlerini arama ve okuyucuların imgelem ve uslamlama kabiliyetlerini yormak istemiyorum. Sadece tarihin taa derinliklerine uzanıp büyük Yunan Filozofu Sokrates (M.Ö. 469-M.Ö. 399)den bahsedeceğim. Kendisi ile aynı fikirleri paylaşan ve başlangıçta hararetli Demokrasi taraftarı olan Platon ve Ksenofon “seçmenler iyi kişileri sevmiyor” savı ile demokrasi aleyhine tavır takınmışlardır. Sokrates Atinalıdır. Yalnız felsefe değil geometri, astronomi ve müzik bilginidir. Derslerinde tek taraflı anlatım yerine öğrencileri ile karşılıklı konuşarak bilgi aktarmayı yeğlerdi. Bugün dahi ne demek istenildiği belli olmayan “ gençlerin ahlakı bozma” suçlaması ile ölüme mahkum olmuş ve yaşamına zehirlemek sureti ile son verilmiştir. Günümüzden 2412 yıl önce meydana gelen olayın insanlık tarihinde sebep olduğu nefret hala hissedilmektedir. Suçlamanın yapay olduğu ve bazı başka nedenleri örtmek için kullanıldığı kesindir. Sokrates'in öldürülmesi çok sayıda olayın başlangıcı olmuş. Atina'da demokrasi itibar kaybetmiş Isparta gibi krallığı dönme hevesi ortaya çıkmış, iki kent devlet arasında başlayan savaş otuz yıl sürmüştür. Isparta'nın İran'la ilişki kurması dengeleri büsbütün bozmuş Büyük İskender'in (M.Ö. 356-M.Ö. 333) ortaya çıkması ile demokrat yöneticilerin yerini krallar almıştır. İnsanlığın tekrar demokrasiye dönmesi 2200 yıl sonra mümkün olmuştur. Dünyanın sayılı ve İngiltere'nin ilk müzesi olan Oxford Ashmolen müzesi demokrasi salonu onun tarihini ve gelişimini çok güzel anlatır. Salonun son vitrininde çok ilginç bir açıklama, büyük harflerle yazılmış bir cümle yer alır; demokrasinin hoş olmayan yanı: PARTİ veya kişi diktatörlüklerin dönüşme olasılığı !

 
Etiketler: ADALET, SİYASET
Yorumlar
Haber Yazılımı