Yazı Detayı
20 Ocak 2014 - Pazartesi 11:04 Bu yazı 1483 kez okundu
 
HİTABET SANATI
HÜSNÜ BARIŞAN
 
 

Hitabet söz söyleme sanatıdır. Söylenenlere hitabe, nutuk veya söylev denir. Kekelemeden ve duraklamadan sözler sarf edilir. Konuşmacıya Hatip de denilir.
Hitabeler askeri, siyasal, dinsel, akademik vs. çeşitlerde olur. Hukuksal, siyasal ve törensel şeklindeki bir tasnifi yeğleyenler de vardır. Konuşmada üstün bir yetenek esastır. Konuşan her türlü tahlil, genelleme, varsayım, tüme varım, tümden gelim kullanımlarında maharetini gösterir. Mantık ana koşul değildir. Mantık kurallarına uygun konuşma yapanlar çok kez başarıya ulaşmaz. Güçlü ve duygusal üslup esastır. Bazı duyguların ön planda tutulduğu aklın önemsenmediği teknik deyimle usa varmanın tamamı ile bir kenara itildiği zihinsel faaliyetin ağır bastığı bir hitabetten yarar sağlanmaz. Konuşmacının savunduğu teze de yansız yani tarafsız olması ana koşul değildir. Savunduğu düşünceye bağlılığı onu daha da güçlendirir.
İkna amaçlı konuşmalar eski Yunan ve Roma da başladı. Ve iyi konuşmacılar çok kez kilise mensupları arasından çıktı. Konuşmacı genelde dinleyicilerin korkularını ve eğilimlerini dikkate alarak konuştu.
Eskiden konuşmalar tarihten misallerle dolduruldu. Zamanında ise konuşmalara günlük konuşma dili egemen oldu. Dil, sıradan insanların kullandığı dile dönüştü.
20.yy'da özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında hitabet tekniği büyük değişikliğe uğradı. Herkesin tanıdığı karşılıklı cephelerdeki iki önder insanlarda bir Fetih çılgınlığı yaratarak etkiledi. Onların gönüllerini fethetti oylarını topladı. Ve insanlara geleneksel hitabet ve konuşma kuramı geçerliliğini kaybetti. Yaşadığımız günlerde birçok ülkelerde artık siyasal kişilerin konuşma tarzından çok ortaya attıkları gerçekler ve bilimsel kıyaslamalar geçerli olmaya başlamıştır.
Türk tarihinde ilk hitabet örnekleri Orhan yazıtlarında yer alır. Ders olarak ele alınması Osmanlıda Tanzimat hareketi ile başlar.
Tarih boyunca hukukla iştigal eden kişilerin aynı zamanda iyi bir konuşmacı yani hatip olması gerektiğine inanılmıştır. Bundan ötürü Hitabet hukuk öğreniminin bir parçası olarak görünürdü. Memleketimizde hukuk öğrenimi sırasında hitabet sıra dersleri yer almamaktadır. Hatta mesela batı dünyasında ceza mahkemelerinde bulunan jüri uygulamasının aleyhinde olanlar jüri üyelerinin iyi konuşanların yani iyi hatiplerin etkisi altında kalacağını ileri sürmektedir.
Özellikle Avrupa'da Hristiyan öğrenimi yapan okulların bizdeki hitabet deyimi karşılığı olarak kullanılan Rhetorique, ikna etme ilkesine dayanan klasik bir anlayış şeklidir. Fransaların ünlü Larousse sözlüğü onu “Düşüncenin değişik tarzda ifade edilmesini sağlayan ifade tarzı” diye tanımlar.
Hristiyan dini öğreniminin yapıldığı – dinsel okullardaki rhetorique dersleri gibi Türkiye'de faal İmam Hatip Okulları ders programlarında yer alan Kur'anı Kerim, Arapça, Akaid (inançlar), Siyer (Hz. Muhammed'in Yaşamı), Hadis dersleri arasında hitabet de yer alır. Doğal olarak bu okullardaki hitabet genellikle dinseldir. Dolayısı ile bugünlerde sürekli olarak kullanıldığına tanık olduğumuz tür salt hitabet değildir. Ve her türlü mantıksal destekten yoksundur.
Aynı şekilde çok büyük işler yapan özel ve tüzel kişi ve kişilerin mutlaka yolsuzluk yapmayacağı ve suç işleyemeyeceğine dair bir kural veya varsayım yoktur.
Geçmiş bir olayı, özellikle duyguları incitmemek için sadece birkaç satırla özetlemek istiyorum: 1940'ların başında Çeşme'de Yunan adalarından kaçan yurda giren bir grup soyulmuş ve darp edilmiştir. Sanıklar arasında olan iki önemli kişilerden biri savunmasını ülkeye hayırlı ve önemli hizmetlerde bulunduğunu dolayısı ile böyle bir suçu işlemesinin mümkün olmadığını ifade etmiş; ne var ki savunmaları sabırla dinleyen mahkeme bu iki önemli kişiye ölüm cezası vermiş ve biri İzmir'in Konak diğeri mezarlık başı meydanında asılmıştır.

 
Etiketler: HİTABET, SANATI
Yorumlar
Haber Yazılımı