Haber Detayı
15 Şubat 2021 - Pazartesi 10:56 Bu haber 11382 kez okundu
 
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
Tire’nin tarihi Ekinhisarı semtinde dilden dile anlatılan sevdanın adıdır “Kanlı Kavak”… Yedi asır önce birbirine kavuşamayan iki gencin dramatik şekilde biten hüzünlü aşk hikayesi karşısında kan ağlamaya başlayan 850 yaşındaki ulu pelit ağacının dallarından bu gün bile her Perşembe günü kan renginde bir sıvı aktığı rivayet edilir.
Gündem Haberi
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…

Bu güne kadar birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış Tire’de, tarihi mirasının yanı sıra kültürel miras da yüzyıllardır canlı şekilde yaşatılıyor. Birbirinden güzel halk hikayeleri günümüzde efsanelere dönüşmüş durumda. Bunlardan bir tanesi de “Kanlı Kavak” diye bilinen ağaçtır. Yeşillikler içindeki, tarihi Ekinhisarı semtinde dilden dile anlatılan sevdanın adıdır aslında “Kanlı Kavak”. Yedi asır önce birbirine kavuşamayan iki gencin dramatik şekilde biten hüzünlü aşk hikayesi karşısında kan ağlamaya başlayan 850 yaşındaki ulu pelidin dallarından bu gün bile her Perşembe günü kan renginde bir sıvı aktığı rivayet edilir.

 

EFSANE 850 YAŞINDA

İzmir ve yöresinde, ‘pelit’ ağaçları halk arasında ‘kavak’ diye anılır. “İzmir’in Kavakları” diye başlayan türküde de aslında tabir edilen ağaç türü meşe palamududur. Ulu ağaçların bol olduğu Tire’de bu ağaçların her biri tabii anıt niteliğinde etiketlenerek koruma altına alınmıştır. Heybetli görünüşüyle Toptepe sırtlarından tam 850 yıldır kente adeta kol kanat geren ‘Kanlı Kavak’ ise bu ağaçların en ünlüsüdür.

 

DELİCESİNE SEVDALANDILAR

Araştırmacı yazar Yılmaz Göçmen’in, adeta iğneyle kuyu kazarak aylar boyu süren titiz çalışmalarıyla gün yüzüne çıkardığı “Kanlı Kavak’ın” öyküsü bugün adları dahi bilinmeyen iki gencin dram dolu hüzünlü aşklarının sembolüdür. Gelelim bu güzel efsaneye… Yüzyıllar önceydi… Tire’de yaşayan anlı şanlı bir bey ve o zengin beyin ünü sınırları aşmış güzeller güzeli bir kızı vardı. Genç kız güzelliğinin yanı sıra çevresinde zarif, kibar, kibirsiz ve iyiliksever biri olarak tanınıyordu. Ekinhisarı semtinde yaşayan, hak yolunda gönül gözü açık kimsesi olmayan yakışıklı genç adam ise kendi halinde garip bir işçiydi. Bey kızı ile garip bir işçinin bir ara geldiği nerde görülmüştü? Zaten onlar da birbirlerini tanımıyorlardı bile. Ta ki, bir gün iki genç pazar yerinde tesadüfen karşılaşıncaya kadar… Bir anda göz göze gelen gençlerin beyinlerinde adeta şimşekler çakmış, iç dünyalarında fırtınalar kopmuş ve daha o anda birbirlerine delice sevdalanmışlardı. Hem de ne sevda? Hani kara sevda dedikleri türden…

 

ZALİM BABA İŞBAŞINDA

Kızı bir türlü unutamayan delikanlı yemeden içmeden kesildi. Günler boyunca bey kızını düşünüp durdu. Araştırıp kim olduğunu öğrendikten sonra “Acaba babasından istesem ne der” diye aklından geçirdi. Birden arkasını döndü ve aynaya bakarak kendine acıdı. “Olacak iş mi? Bey kızı kim sen kim? Hiç senin gibi gariban bir işçiye o kızı veririler mi?” diye mırıldandı. Ama içinde beslediği aşk delikanlının güzeller güzeli bey kızını unutmasını engelledi. Günlerden bir gün cesaretini toplayan genç, beyin kapısına dayanarak “Kızını seviyorum ve

evlenmek istiyorum” dedi. Genci tepeden tırnağa süzen bey ne iş yaptığını sordu. “İşçiyim” yanıtını alan bey hiddetlenerek, “Benim baldırı çıplak birine verilecek kızım yok diyerek kapıyı delikanlının yüzüne sert şekilde kapattı…

 

SEVDASINDAN YATAKLARA DÜŞTÜ

Günler günleri aylar ayları kovaladı… İçten içe delikanlıya büyük bir aşk besleyen genç kız da babasının zalimliği yüzünden hastalanarak yataklara düştü. Yemeden içmeden kesilen dünyalar güzeli genç kız her gün biraz daha eriyerek ölümün eşiğine kadar geldi. Beyin konağına gelen hekimler çare olamayınca sırasıyla üfürükçü ve şifacılar kapılarını aşındırdılar, ama nafile… Tam o günler de şehrin sokaklarında bir derviş belirdi. Hikayeyi duyunca, “Şu kızı bir de ben göreyim. Belki derdine derman olurum” diyerek konağın yolunu tuttu. Çaresizlikten kıvranan kızın babası dervişi içeriye buyur etti. Derviş genç kızı gördükten sonra babasına dönerek, “Bu yavrucağıza, Hindistan’ın Serendip dağlarında yetişen gülün yapraklarından elde edeceğiniz suyu kaynatıp 10 gün boyunca içireceksiniz. Kızınız kara sevdalı. İyileşip, şifa bulmasının tek çaresi budur” diyerek konaktan ayrıldı.

 

DUALARI KABUL OLDU

Çaresiz bey kalan bey tellalları Tire’nin sokaklarında gezdirmeye başdı. “Kim ki kızımı tekrar iyileştirip hayata döndürürse her istediğini yapacağım” diye dört bir yana haber saldı. Aşkından kavrulan genç delikanlı da bunu işitti. “Sevdiceğim ölmeden uzak diyarlara gidip o gül yapraklarını nasıl getirim” diye günlerce düşündü. Hindistan neresi?.. Tire neresi?.. Gidip gelmesi mümkün değildi. Allaha, kendisine yardımcı olması için geceler boyu yakarıp dua etmekten başka çaresi yoktu. Haftalarca dua etti…Bir gece yarısı kapısı çalındı sertçe çalındı. Kapıyı açan genç delikanlı karşısında bembeyaz kıyafetler içinde iki derviş buldu. Kucaklarında demet demet güller olan dervişler “ Bu gülleri Serendip dağlarından topladık. Öyle sıradan güller değildir bunlar. Hz. Havva ile Hz. Adem cennetten kovulurken, Hz. Adem tarafından cennetten getirilmiştir. Sevdiğin bunlarla şifa bulacak. Birlikte iki rekat namaz kılıp, gülleri sana vereceğiz” dediler. Rivayete göre iki rekat namazın ne kadar sürdüğü ise pek bilinmez… Kimilerine göre iki saat, kimilerine göre 2 gün, kimilerine göre 2 ay…

 

ZALİMLER İŞ BAŞINDA

Neyse dönelim efsaneye…Güllerle birlikte sevdiğinin evine koşan delikanlı kısa sürede iyileşip ayağa kalkan genç kızla kayınpederi zengin beyin de onayıyla düğün hazırlıklarına başladı. Mutluluktan uçan genç aşıklar heyecanla kırk gün kırk gece sürecek düğünlerini bekleyeme başladı. Haber, Tire’de öyle bir yankılandı ki, genç kızda gözü olan kötü niyetli insanlar kıskançlıklarından ne yapacaklarını şaşırdı. Bey kızı o baldırı çıplağa varmamalıydı, Buna engel olmalıydılar…

 

AĞACIN DALINA ASTILAR

Nitekim oldular da… Düğünden 1 gece önce delikanlıyı evinden kaçıran zalimler, genç adamı ulu pelidin yanına götürdüler. Türlü türlü işkencenin ardından ağacın dallarının birine ip dolayıp ilmeği delikanlının boynuna geçirdiler. Talihsiz genç ağacın dalında çırpına çırpına can verdi. Ertesi sabah sevdiceğinin ağaçta cansız bedenini bulan güzeller güzeli güzeli genç kızın dünyası başına yıkıldı. Ağacın gölgesine diz çöküp, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. O kadar

çok ağladı ki gözlerinden bir süre sonra yaş yerine kan akmaya başladı. İşte o anda tanık olduğu drama kayıtsız kalamayan ulu meşe ağacının dalından da kana benzer bir sıvı süzülmeye başladı… Efsane böyle…Yüzyıllardır her Perşembe günü ağacın gövdesinden kavuşamayan gençlerin anısına kana benzer bir sıvının aktığı halk arasında söylenir gelir… Efsanelere konu olmuş meşe ağacı tam 850 yaşında ve heybetiyle adeta geleceğe meydan okuyor. Gövdesi yaklaşık 8 metreyi bulan “Kanlı kavak”, sevdalıların bugün bile en uğrak yerlerinden biri olamaya devam ediyor.

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: HÜZÜNLÜ, BİR, AŞK, HİKAYESİ…, KAN, AĞLAYAN, AĞAÇ, “KANLI, KAVAK”…,
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ… KAN AĞLAYAN AĞAÇ “KANLI KAVAK”…
Yorumlar
Haber Yazılımı